Anasayfa  |   İletişim  | AR - EN
Edebiyat Fakültesi
Bize Ulaşın
Mesajınız
Bize Ulaşın
FSMVÜ | ''Öte''nin Kapısındaki Estetik
Haber - Etkinlik Arşivi
''Öte''nin Kapısındaki Estetik

4 Kasım 2016

Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün konuğu olan İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Samsakçı, eski mezar taşlarımızın kitabelerini edebi ve estetik değerli üzerinden değerlendirdi. 

“Öte'nin Kapısındaki Estetik” başlıklı konferans, medeniyetimizin ne denli güzelliklerle örülü olduğunu bu kez “ölüm” üzerinden gösterdi. Doç. Dr. Mehmet Samsakçı, 2015 yılında yayınladığı “Ölüme Açılan Estetik Kapı-Türk Mezar Taşı Edebiyatı” kitabından hareketle hazırladığı konuşmasında; sahiplerinin edebi ve estetik kaygılarını, tevekkül duygularını yansıtan mezar taşı kitabelerini, modern dünyanın “kara” ve “soğuk” olarak addettiği “ölüm”ü munisleştirme çabasının bir tezahürü olarak gördüğünü vurguladı.

Doç. Dr. Samsakçı, mezar taşlarının geride kalanlara ne anlattığına geçmeden önce, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde halkın inşa ettiği hemen hemen her yapıya dini ya da edebi bir üslupla kitabe eklemenin önemini ortaya koydu ve örneklerle detaylandırdı. Bir medrese veyahut kütüphane yapıldıysa yapıların üzerinde ilmin önemine dair hadislerin, eğer yapılan bir ibadethane ise ibadetin anlamını vurgulayan ayetlerin muhakkak yer aldığı belirtildi. Samsakçı, bir denizcinin gemi şeklinde tasarlanmış mezar taşından bir dervişin sade “ya Hû” yazılı mezar taşına, bebeğiyle öte âleme göçen bir kadının kitabesinden bir çocuğunkine kadar farklı kabristanlardan çektiği “ölüm estetiği” örneklerini dinleyicilere sundu.

“Öldü” Demekten İmtinâ Eden Bir Medeniyet

Mezar taşlarının insanların mesleklerine, meşreplerine göre hazırlandığını, örneğin bir kâtibin kitabesinde “tomarı ömrü dürüldü”, bir okçu kitabesinde “menzile vardı”, bir denizcinin kitabesinde “bekâ limanına yelkenledi”, bir dervişinkinde ise “sayılı nefesini tüketti” gibi latif ve zarif ifadelere sıkça rastlandığını dile getiren Samsakçı, “Atalarımız “öldü” dememek için bin dereden su getiriyor. Göçtü, intikal etti, tebdili makam etti, menzile erdi diyor. Öldü soğuk bir kelime. Çünkü Müslüman ölmez, olur. Bu zarif ifadeler Peygamberimiz söz konusu olduğunda ise daha da inceliyor. Peygamberimiz ahirete teşrif etti diyorlar. Bu vaktiyle nasıl bir ölüm estetiğine sahip olduğumuzun göstergesidir.” dedi.

Mezar taşlarının boyutunun ekonomik durumla doğru orantılı olduğunu, zengin olanların büyük taşlara uzun manzumeler yazdırdığını, düşük gelirli insanların ise küçük bir taş üzerine kısacık sözler yazılmış mezar taşlarına sahip olduklarını söyleyen Samsakçı, Edirnekapı, Karacaahmet ve Eyüp mezarlıklarındaki mezar taşlarının %30’unun aynı kitabelere sahip ufak mezar taşlarından müteşekkil olduğunu da aktardı.

Mezar taşları arasında derviş mezar taşlarının özel bir yeri olduğunu belirten Samsakçı, bir dervişin vefatının ardından tekke mensuplarının adeta yarışıyor gibi birbirinden daha sanatlı, daha şairane kitabeler hazırladıklarını, içlerinden en beğenilenin ise kabri süslediğini ifade etti. Kadın mezar taşlarının da diğerlerine göre daha dikkat çekici olduğunu vurgulayan Samsakçı: “Kadın mezar taşlarında erkeklerde olduğu kadar meşrebine dair pek detay bulunmaz. Kadın hareketlerinin arttığı 1908’den sonra ise kadınlık özelliklerinin vurgulandığı kitabelere rastlıyoruz.” diye konuştu.

Mezar Taşlarında ki Dönüşüm

Mezar taşlarının ne zaman ve nasıl dönüştüğü sorusunu şöyle yanıtladı Samsakçı: “16, 17 ve 18. asırlarda ufakça ve mütevazı olan mezar taşları, 19. asırdan itibaren gösteriş merakının bir ürünü oluyor. Geride kalanlar, ölenlerin ardından zenginlik göstergesi olarak kullanıyor mezar taşlarını. Mezar taşları çok insanî görünüyor. Kişinin dünyada aldığı payeler yazdırılıyor. Sanki gömülmek değil görülmek arzusunun bir tezahürü yakın zamanın mezar taşları. Latif, bizi her anlamda doyuran, manevi haz veren mezar taşlarından; imlâ hatalarıyla dolu, dünyeviliği öne çıkaran, ölen kişinin fotoğrafların bastırıldığı vasat taşlara dönüyor zaman.”

Muallim Naci’nin, Behçet Kemal’in, Özdemir Asaf’ın mezar taşlarından görüntüler paylaşan Samsakçı, Ziya Gökalp’in mezar taşında bir Fatiha bir hüve’l baki olmadığını esefle aktarırken eski mezar taşlarının serlevhalarının “ya hû, ya latif, hüve’l baki” nidalarıyla bezeli olduğuna dikkat çekti.

Öğrencilerin ve akademisyenlerin ilgi gösterdiği konferans, Doç. Dr. Mehmet Samsakçı’nın, “Biz, latif ve zarif medeniyetimizin maneviyatını, hassasiyetini, donanımını kaybettik; bu, mezar taşları gibi hayatımızdaki her şeye sirayet etti.” sözleriyle noktalandı. 



  • http://ef.fsm.edu.tr/resimler/upload/IMG_32352016-11-09-12-48-45pm.JPG
    İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Samsakçı
  • http://ef.fsm.edu.tr/resimler/upload/IMG_32372016-11-09-12-48-45pm.JPG
    Öte'nin Kapısındaki Estetik

Kurumsal
E-Posta
İnsan
Kaynakları
SKS
FSM
Otomasyon
International Relations
FSM SEM
ALUTEAM
KURAM
FSM
TÜMER
Kariyer
Merkezi
. . .